16 Ekim 2006

Esnek ama Flexi değil!



Flexi Card reklamlarındaki adamı hatırlarsınız...

26 yaşındaki Amerikalı Daniel Browning Smith, Flexi Card reklamlarındaki o acayip hareketleri yapıp, izleyicileri hayrete düşüren, "Bu adamın vücudunda hiç mi kemik yok" dedirten kişidir.

Mesleği için kontorsiyonist(vücudunu eğip büken akrobat) diyen Amerikalı 'nasıl bir eğitimden geçtiniz?' sorusuna da şu cevabı veriyor:

26 yaşındayım, 8 yıldır profesyonel olarak bu işi yapıyorum. Bu konudaki yeteneğimi, 4 yaşımda, ranzadan atlarken yaptığım hareketleri gören babam keşfetti. Bunun üzerine kütüphanelerden bulduğu kontorsiyonistlerin resimlerini eve getirmeye başladı. Ben de resimlerde gördüğüm hareketleri, aynen yapana kadar denedim. Biraz daha büyüyünce, San Francisco’daki sirk okulunda, Çinli Lu Yi’den 1 yıl eğitim aldım.

Smith vücudunu şekilden şekle sokup üç kez de Guinness rekorlar kitabına girmeyi başarmış. Kendini lastik çocuk olarak konumlandıran Smith’in vücudunu başka ne hallere sokabildiğini görmek istiyorsanız rubberboy.com sitesine de girebilirsiniz.

Aylar önceki bu konuyu neden açtım peki? Şunu söylemek için...

Maalesef ülkemizde kendi yeteneklerimizi keşfetmemizi ve insanımıza güvenmemizi sağlayacak yönetici iradeleri çıkmıyor. Ben buna genç bir reklam yazarı adayı olarak üzülüyorum.

Eczacıbaşı gidiyor, 'Artema' ve 'Vitra' nın logolarını büyük paralarla yurtdışındaki grafikerlere yaptırıyor. Reklam afişleri için Avrupa'dan fotoğrafçılar getirtiyoruz. Daha bir sürü buna benzer örnek... Ne oluyor peki bu durumda? Kendimize güvenimizi yitiriyoruz, inancımızı kaybediyoruz, hatta kimimiz de yurtdışında çalışmanın hesaplarını yapıyoruz.

Bakınız resimdeki Türk kardeşimize! Nasıl da eğilip bükülüyor, esnek mi esnek, % 100 yerli! Ama dedim ya o 'contortionist' değil, sıradan biri... Hele flexi hiç değil, esnek olabilir ancak!

Sözüm meclisten dışarı, yetkililere gitsin...

2 Comments:

Blogger Ender ORFANLI said...

Burak'ı gerçekten anlamakla beraber pek katılmadığımı da söylemeliyim. Kişi/kuruluş gerçekten iyi ve istikrarlı olduktan sonra, bugün yurt dışına "açılanlar" da, aradıklarının o kadar uzakta olmadığının zamanla farkına varacaktır. Bunun, sonuçtan çok amaç odaklı olabilmekle doğrudan bağlantısı var...Öte yandan iğneyi kendimize de batırmalıyız, sadece iyi olmak yetmez, pazarlamada da ne kadar başarılıyız diye düşünmeliyiz. Açıkçası Burak'ın sözünü ettiği konu hem önemli hem karmaşık... Ama -istisnaları dışarıda tuttuğumuzda- özetle şunu söyleyebilirm: Penaltıyı kaleci kurtarmıyor, biz kaçırıyoruz...

Çarşamba, Ekim 18, 2006 3:56:00 ÖS  
Blogger Oğuz Erginer said...

RD üyesi reklam ajansları (halk arasında bunlar acans oluyorlar) haricinde çok miktarda ajans mevcut.
bizde RD üyesi değiliz ama prodüksiyon dedikleri uygulamanın önemi böyle zamanlarda ortaya çıkıyor.

Hah işte bu noktada doksana atılan bir şut kaleyi bulup patladığında ortaya güzel işler çıkıyor.

Gelmek istediğim şey basit aslında, müşteri bilinçli, ajans yönlendirmeyi düzgün yaptığında ortaya güzel işler çıkıyor..Neticede iş bütçe meselesi..
iş birazda müşteride biraz da o işini nasıl ve ne şekilde çözebileceğinizle alakali..
Süper bir fikriniz var ama uygulamasını bilmiyorsunuz ?
Bir dolu yabancı yayında işlerin nasıl çözüldüğünü okuyabiliyoruz.
Ya Türkiye de ?
Herkes aman işimi çalmasınlar kime yaptırdığımız ortaya çıkmasın diye suspus...Ondan sonra işin alkışını da sektörel dergilerde 20'li yaşların henüz başındaki çıtkırıldım kokoş müşteri temsilcileri almaya çalışıyorlar.
Biraz faşizan yaklaşmış olabilirim, üzerine alınan varsa özür dilerim.

Çarşamba, Ekim 18, 2006 6:42:00 ÖS  

Yorum Gönder

<< Home